Lord Acton’un meşhur sözüdür, “İktidar bozar; mutlak iktidar mutlaka bozar”
Bu veciz ifadeyi ben de sık sık yazılarımda tekrarlıyorum. Ancak şöyle bir anlam çıkabilir; O zaman kimse iktidara taliplenmesin!.. Öyle ya, bozucu niteliğe sahip bir iktidarı erdem ve ahlak sahipleri ne yapsın? Tabii ki öyle değil. Lord Acton hangi anlamda ifade etti bilemiyorum. Ancak benim anladığım şu; Sahip olduğumuz her şey (mal, mülk, iktidar, evlat, çevre v.s.) birer sınavdır. Artışı nispetinde imtihanın boyutu da ağırlaşır. İşte iktidar da böyle bir niteliğe sahip…
‘Mutlak iktidar’ ise daha farklı bir mahiyete haiz. Mutlak iktidar, gücünü olağanüstü/metafizik güçlerden/tanrıdan aldığı iddiasında olan iktidarlardır. Yeryüzünde tanrısal bir gücü temsil ettiği ve onun tarafından desteklendiği şeklindeki bir inanışın aktörleri, yaptıkları veya yapmadıkları her şeyi tanrının bir dileği, isteği ve tasarrufu olarak kılıflandırırlarsa işte orada ifsat edici, bozucu karakter oluşmuş/oluşuyor demektir.
Onun için de siyasal iktidarların iktidar alanlarını denge ve denetim mekanizmaları ile sınırlandırmak gerekir. Bilinmeli ki, hiçbir iktidar sınırsız ve sorumsuz değildir. Sınır ve sorumluluğu kalkmış bir iktidar hem kendine ve hem de yönettiği topluma yazık eder.
Cumhurbaşkanlığı ile ilgili düzenlemede akli selim ve kalbi selim sahibi insanlar bu tehlikeden hareketle ısrarla karşı koydular, muhalefet ettiler. Bu düzenlemenin ifsat edici karakterine işaret ettiler. Fakat düzenlemenin hedef aldığı aktör kendilerinden olunca bütün bu uyarılara kulaklarını tıkadılar ve hatta bazıları biraz daha ileri giderek bizim gibi mahzurlarına dikkat çektiren kişileri ağır sıfatlarla tahkir ettiler.
Bakınız üzerinden sadece iki yıl geçti ve bugün iktidar sahipleri bile şikayetlenmeye başladılar. Tüm yetkilerin tek kişi ve onun dar çevresine yüklenilmesinin doğurduğu sorunlarla bugünden yüzleşmeye başladılar. Ne kadar olağanüstü niteliklere sahip olursa olsun tek kişinin iradesinin sınırsız sayılabilecek düzeyde etkili olması, mahiyeti gereği yanlıştır ve batıldır.
İleri demokrasiler bunun için bir takım denge ve denetim mekanizmalar geliştirmişler. İktidarın iş ve işlemlerini denetleyen, yargılayan, sınırlayan, iptal eden, iade eden denetleyici ve dengeleyici güçler ihdas ettiler. Yürütmenin alanını yasama ve yargıyla sınırladılar. Uzun yıllardır da sistem ufak tefek arızalar dışında tıkır tıkır çalışıyor.
Bugün karşılaştığımız problemlerin çoğu buradan neşet etmektedir. Her şeyin bir fıtratı vardır. Yönetmenin de tabi olduğu bir fıtrat var. Bu fıtratın dışına çıkarsanız problemlerle karşılaşacaksınız demektir.
Bu dünyada tek başına değiliz. Yüzlerce ülke siyasal sistemlerle yönetiliyor. Bize düşen daha iyisini, daha hayırlısını, en iyi işleyeni arayıp bulmaktır, geliştirmektir. Tıpkı Hz. Peygamberin ifade buyurduğu gibi; “İlim, müminin yitik malıdır, nerede bulursa alır.” Veya başka bir rivayetle “Hikmet, değerli bilgiler müminin yitik malıdır, onu nerede bulursa almaya daha hak sahibidir.”
Batılılar bir sistem kurmuşlar ve bu sistem ufak tefek arızalar dışında büyük sorunlar doğurmadan yürüyorsa bunlardan esinlenerek daha iyisini, daha hayırlısın bulmak niçin aramalarımızın konusu olmasın? Bakınız, Rasulullah tavsiye buyuruyor; ‘Nerede bulursa alır.’ Sahibine, mucidine bakmadan alır.