Toplum olarak iyilikleri, güzellikleri konuşmak varken marjinal sayılabilecek kişilerin söz ve eylemlerini dile getirerek, videolarını paylaşarak zihninin arka planındaki niyetlerini açığa vuran azımsanamayacak bir kesim var. Birilerini töhmet altında tutmak, onların ne kadar kötü bir inanışa ve ahlaka sahip olduklarının halk arasında daha çok konuşulmasını, paylaşılmasını ve yaygınlaşmasını arzu etmek, bunun için gayret göstermek insani ve İslami değildir, günahtır. Sözkonusu ekalliyetin söz ve eylemlerini nakzeden, hakkı teslim eden bir çoğunluk varken özellikle o kötü temsilleri gündemde tutmayı iyi niyetle telif etme imkanı olamaz. Çünkü esasta niyetin bu söz ve eylemleri ayıplamak, kötü göstermek olduğu düşünülse bile bu yaygınlaştırma ameliyesi tersine bir sonuç hasıl ediyor ve “Propagandanın iyisi kötüsü olmaz” sözüne hak vermemizi gerektiriyor.
Hele hele bizim gibi az okuyan, kıt düşünen toplumlar kabukla iktifa edip öze inmediklerinden eleştirdiğimiz bu husus daha çok önem arz ediyor.
Halbuki bugün toplumun bu derece polarize olduğu bir dönemde daha çok dikkatli ve itinalı davranmamız, sözleri tartarak, ölçüp biçerek sarf etmemiz gerektiği ortadadır. Kötülüğü konuşmak ve paylaşmak yerine tersinden o yanlışı, hatayı tashih edecek iyi örneklikleri göstermek, paylaşmak esas olmalıdır.
Allah, Peygamber ve mü’minler için ölçü koyuyor.
“Allah’tan başkasına tapanlara kötü söz söylemeyin; sonra onlar da bilmeden, taşkınlık yaparak Allah hakkında kötü sözler söylerler. Böylece biz her ümmete kendi işlerini çekici gösterdik…” (En’am:108)
Zemahşerî, ayetteki “sebb” kelimesini genel olarak “eleştiri” mânasına alarak normal şartlarda yanlışlıkları ve kötülükleri eleştirmenin bir görev olduğunu, ancak eğer eleştiri eleştirilen durumdan daha zararlı ve yıkıcı sonuçlara yol açacaksa bundan kaçınmanın da bir görev olduğunu belirtmektedir.
Allah müminlere hayra çağırmak ve iyiliği önermek anlamında görev ve sorumluluk yüklüyor.
“Ey müminler! İçinizden hayra çağıran, iyiliği yayıp kötülükleri önleyen bir topluluk bulunsun. İşte selâmet ve felâhı bulanlar bunlar olacaklardır.” (Ali İmran: 104)
“Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz: İyiliği yayar, kötülüğü önlersiniz, çünkü Allah’a inanırsınız.” (Âli İmrân:110).
“…Siz iyilik etmek, fenalıktan sakınmak hususunda birbirinizle yardımlaşın, günah işlemek ve başkasına saldırmak hususunda birbirinizi desteklemeyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.” (Mâide: 2).
“Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velileri, yardımcılarıdır. Onlar iyilikleri teşvik edip kötülükleri menederler…” (Tevbe: 71).
Bu sıraladığım ayetler müslümanlar için farz hükmündedir. İyiliği yayma, kötülüğü önleme misyonunu yüklenmiş topluluklar / gruplar o toplumun sigortalarıdır. Onların olmadığı bir toplumun sigortası atmış ve insanlar karanlığa mahkum olmuşlar demektir. Eğer toplum içinde bu misyonu yüklenmiş böyle bir grup / topluluk varsa bu görev diğer Müslümanlar için farzı kifayedir, yoksa, tüm Müslümanlar için farzı ayndır. Allah bu hususa bu kadar ehemmiyet veriyor.
Bu mevzuda en çok dikkatimi Ali İmran suresindeki 110. ayette “Siz insanların iyiliği için meydana çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği yayar, kötülüğü önlersiniz, çünkü Allah’a inanırsınız.” olarak ifade edilen husus çekmektedir.
Bu ayette Allah, insanlara önderlik görevlerini yerine getirmede başarısız olan İsrailoğullarından bu misyonu alıp Müslümanlara verdiğini hatırlatıyor. Ayrıca ayette çok dikkat çekici olan “…çünkü Allah’a inanırsınız” vurgusu Allah’a inanmanızın en önemli tezahürlerinden birinin bu misyonu yerine getirmek olduğunu düşündürmektedir.
Temel hedef, bir iyilik toplumu inşa etmektir. İslam’ın toplumsal anlamdaki hedefi de budur. O halde bugün toplumun akil insanlarının hedefi, kötülükleri sayıp dökmek, şikayet etmek yerine o kötülükleri güzellikle önlemeye, iyilikleri ve güzellikleri paylaşmaya, yaymaya, çoğaltmaya çalışmak olmalıdır.