Toplumsal Değişimin Trajik Boyutu

by Fahrettin Dağlı

İyi bir gözlemci olduğum kanaatindeyim. Bazen kalabalık mekanlarda durup insanları seyreder, vücut dillerine ve mimiklerine odaklanırım, bazen de birilerine yanaşıp selam verir iç dünyasını anlamaya çalışırım. Eski mesleğim olan müfettişliğin de bunda payı olduğunu sanıyorum. Bu durumun iyi tarafı yanında bir de sorumluluğumuzu artıran yönü var elbette.

Mesela 1970-80’lı yıllarda tanıdığım insanların, toplulukların dününü ve bugününü kıyaslayıp muazzam değişimlerinin izlerini idrak ettiğimde, bu değişimin dinamiklerini araştırıyor, konu üzerinde ilerledikçe nefesimin daraldığını, boğulduğumu hissediyorum. Bu kadar hızlı bir değişim nasıl yaşanır? Geriye gidip otuz yıl önce bugünleri rüyamda görmüş olsaydım “kâbus” deyip euzü besmele çekerdim.

İçinde yaşadığımız bu zamanda toplumların yaşadığı değişimi anlamak için uzun incelemelere, anketlere ihtiyaç yok. Az çok hadiseleri okuma kabiliyetine sahip herkes söz konusu değişimi rahatlıkla görebilir, anlamlandırabilir.

Sosyal medya üzerinden gördüğüm insan manzaralarına hayıflanarak x hesabımdan şöyle bir paylaşımda bulunmuştum:

“Ah keşke bu ülkenin müslümanları iktidarın dini değerlere verdiği zararın büyüklüğünü, politikalarıyla hasıl ettikleri menfi iklimin doğurduğu toplumsal değişimi idrak edip manalandırmış olsalardı! İktidar sadece halka değil, dine de zulmetti. Anlaşılan, bu zulme karşı sessiz, tepkisiz kalanların anlayışları da köreliyor. Ne diyelim, Allah’ın da değişmez yasaları ve bu yasaların içinde sebep-sonuç ilişkileri var.”

Değişim yasaları denilince akla gelen ilk mütefekkir, çağdaşımız Cevdet Said olmalıdır. Söz konusu yasalarla ilgili onlarca risalesi, yazıları ve röportajları olan merhum Said bir röportajında,

[“Sünnet kelimesinin çoğulu olan “sünen” yasalar anlamına gelir ve Kur´an´ın köklü bir kelimesidir. Sünnet kelimesi ilk dönem Müslüman bir alim tarafından, “bir şeyin ilk örnekte yapıldığı şekliyle ikinci örnekte de aynı şekilde yapılması” olarak tanımlanmıştır. Kur’an’daki bazı ayetlerde sünnet ve sünen kelimelerinin nasıl kullanıldığını görebiliyoruz. Mesela Kur´an “Allah´ın sünnetinde (yasasında) bir değişiklik bulamazsınız” (35/43) buyuruyor. Durumları, şartları itibariyle yasalar ya da “sünen” sabittir. Mesela gerekli ortam sağlandığında ateş yakar ve ne zaman bir çöküş için gereken şartlar ortaya çıksa bir toplum çöker. Bir sünnet ya da yasa hep aynı şekilde işler. Kur´an kesin bir sünneti (yasayı) bize şöyle bildiriyor: “İnananlara yardım etmek üstlendiğimiz bir görevdir.” (30/47) ve “Allah vaadinden asla dönmez.” (3/9)

Bilginin en derin kısmının, ‘sünenin (yasaların)’ keşfi olduğunu söylemek büyük bir iddia olmaz. Çünkü bir kere anlaşıldıklarında bu yasalara hakim olanlar, bu keşifleri sayesinde pek çok şeyi kontrol etmek için kullanabilirler zaten insan bu amaç için dünyaya halife kılınmıştır.] diye ifade ettikten sonra bir de temenni de bulunuyor:

“Birinci adım olarak bir teori ortaya koyduğumu biliyorum. İnşallah alimler ve yükselen yeni nesil onu alır ve çok daha kapsamlı bir seviyeye ulaştırırlar. Meselelerin olgunluk aşamasına gelmesi kesin bir şeydir. Çünkü Allah, her ne kadar gelişimini engellemek için çabalar olsa da nurunu tamamlayacağını buyurmaktadır.”

Ve merhum neredeyse bütün gayretini, çalışmasını Rad-11. Ayeti üzerine inşa ediyor.

“Nefsinizde olanı değiştirmedikçe Allah üzerinizdeki nimeti değiştirici değildir.”

Kur’an okuyan herkes, “Zihniyeti içinde olanı değiştirmesi insanın görevidir, Allah´ın değil” gerçeğini görebilir.

Kur’an’da bahsi geçen bu iki kanatlı, yani zihnindeki ve ruhtaki değişim, insanların iyi ya da kötü durumlarının bir sonucudur, şartları insan hazırlıyor, Allah yaratıyor veya yok ediyor.

Peki ya hastalık toplumda ise? Cevdet Said’e göre, “toplumsal hastalıkların zararı daha fazla, tıbbın konusu olan hastalıklara göre bilinmesi de daha zordur. Çünkü bu hastalıklar insanın içinden (nefsinden) kaynaklanır ve oradan geleni görmek biyolojik olanı teşhis etmekten çok daha külfetli bir iştir. Bu yüzden toplumsal hastalıkların teşhisi için önce nefs farkındalığı gerekir. Ayrıca bu hastalıklar toplumun tüm fertlerine sirayet eder ve birikip katlanarak gelecek nesillerin sırtına yeni marazlar olarak biner. Böylece yasalar gereği, atalar kendilerinden sonra gelenlere miras olarak sadece iyi şeyler değil, aynı zamanda gelişmelerini önleyecek hastalık ve marazlar da bırakmış olurlar.”

“Onlara, Allah’ın indirdiğine uyun denilince ‘Hayır, atalarımızı yapar bulduğumuz şeye uyarız’ derler; ya ataları bir şey akıl edemeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?” (2/170)

Cevdet Said’e göre, gelişebilmek için kâinata hükmeden fiziki ve biyolojik yasalar gibi sosyolojik ve psikolojik yasaları da bilmek ve onlara tabi olmak gerekir. Bu yasalar bir kere anlaşıldıklarında, yasalara hâkim olanlar, bu keşifleri sayesinde pek çok şeyi anlayabilir ve kontrol edebilirler. İnsan dünyaya halife kılınırken ona bu yasaları anlama ve ona göre davranabilme yeteneği verilmiştir. Bildiklerini insanın yararına veya zararına kullanmak bilene kalmıştır. Nitekim dünyayı ellerinde tutan güçler hâkimiyetlerini bu keşifleri sayesinde sürdürebilmektedir. Meselenin can alıcı tarafı ise bugünkü Müslümanların bu yasaları bilmek isteyip istemediği sorusudur:

“Müslüman dünyanın genç kuşağı, İslam uğruna canını ve malını fedaya hazır. Ne var ki içlerinde yıllarını kapsamlı araştırmalar yapmaya, bir konuyu aydınlatmaya adamak isteyenler pek nadir” diyerek İslam âlemine serzenişte bulunan Cevdet Said’e göre, İslam dünyasında pozitif ilerlemenin en büyük engellerinin başında, Müslümanların Müslüman olsalar dahi, bu yasaların kapsamı içerisine girdiklerinin farkında olmamaları, bu değişim yasalarını özümseyememeleri, akılcı bir yaklaşımdan uzak olmaları gelir. Müslümanlar diğer insanların boyun eğdiği yasalara boyun eğmedikleri halde ilerleyeceklerini, Müslüman oldukları için olağanüstü imtiyazlardan yararlanacaklarını zannederler. Bu durum Resul (sav)’ın;

“And olsun siz, kendinizden öncekilerin sünnetlerine (yasalarına) tabi olacaksınız” hadis-i şerifini doğru değerlendiremediklerini ortaya koyar.

İnsanlar bu hakikatten bihabermiş gibi tercihlerde bulunuyorlar, söz sarf ediyorlar, eylemde bulunuyorlar. Zaman zaman öyle dehşetengiz durumlara şahit oluyorum ki, kişinin dününü bilen birisi olarak kendi kendime “bu kişi nasıl bu derece bir fikri, düşünsel savrulmaya maruz kalabilmiş?” diye soramadan edemiyorum. Sözkonusu bu kişiler yaşadıkları bu sosyal değişimin ya çok farkında değiller veya zaman içerisinde bu duruma uyum sağlamış oldular. Keşke süneni tam olarak bilmiş, kavramış olsaydık da dünkülerin yaşadıkları akıbeti yaşamasaydık, tedbir, önlem alabilseydik!

Günümüzde çok daha fazla derinleşen bu problemin üstesinden gelebilmek, önce sorununun mahiyetini doğru tespit etmek, değerlendirebilmekle başlanmalıdır. Tekil ve çoğul anlamda sosyolojik yasaları anlamaya çalışmalı ve başta siyasi mahiyette olanlar olmak üzere bu hakikate istinad etmeyen tercihleri terketmeliyiz. Unutulmamalıdır ki hak daima üstündür ve ona üstün gelinemez.

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept