Birkaç gündür toplum CB Erdoğan’ın sözünü ettiği müjdeye dikkat kesildi. Ve nihayet tahmin edildiği gibi Karadeniz’de keşfedilen ‘doğal gaz’ rezervi olduğu anlaşıldı. Hiçbir mülahazaya iltifat etmeden şunu ifade edeyim; Ülkemiz, toplumumuz adına sevindim, mutlu oldum. Orada o araştırmaları yapan ve rezervi keşfeden teknik heyeti tebrik ederim. Bu ülkenin sosyal ve ekonomik değerlerine katma değer sağlayan herkesi taktir eder, kutlarız. Bu hakkı teslim, işin bir boyutu. Ancak önemli olanı değildir.
Peki, önemli olanı nedir?
Her vesileyle dikkat çekmeye çalıştığım önemli, hayati bir husus var; Müslüman, Müslüman aklıyla hakkı, adil olanı, doğruyu teslim eden kişidir. Aynı zamanda, Allah’ın kanuniyetlerinin nasıl işlediğini akleden, muhakeme eden ve bugünümüze dair sonuçlar çıkaran kişidir.
Şimdi Müslüman aklına soralım; Sosyal, ahlaki ve ekonomik gelişmenin kanuniyeti nedir?
Soruya Allah şöyle cevap buyuruyor:
“…Bir toplum kendisini değiştirmedikçe Allah da onlara verdiğini değiştirmez…” (Rad:11)
Ayetin içindeki bu cümle, bireysel ve toplumsal değişmenin yasasına dikkat çekiyor. Sadece belirli zamanların ve mekanların değil, tüm tarihin bir cümlelik yasasıdır. Bir toplum, tasavvurlarını, hallerini, yüksek hasletlerini değiştirmedikçe, akleden kalbe sahip olmadıkça; Allah da o toplumun gidişatını değiştirmez. Sosyal, siyasî ve ekonomik düzenlerini bozmaz. Veya sahip oldukları erdemleri müspet anlamda geliştirdikçe üzerlerindeki sosyal ve ekonomik nimetler artacak, aksi varit olduğu zaman da azalacaktır!..
Evet, Allah’ın bu değişmez yasasından sonra söylenecek her söz aslında zait hükmündedir. Biz yine de akli melekelerimizin ürünü olan düşüncelerimizi yazmış olalım.
Şimdi yaşanmış bir kıssa üzerinden kanuniyetin nasıl işlediğini görelim;
Ömer Bin Abdülaziz, iki buçuk yıllık kısa sayılabilecek hilafetinde, idaresinin önemli zamanını, kendisinden öncekilerin İslam’ın ruhuna muhalif onca icraatını tashih etmekle geçirdi. Siyasi anlamda İslam tarihinin “ilk müceddidi” diye anılır. İcraatlarının en önemli kısmı ise adaletsizlikleri tashih etmek ve zulme alet edilen dini anlayışı mahkum etmekti. Ve çok kısa bir zamanda Allah’ın yardım ve inayetiyle büyük başarılar nasip oldu.
Tashih ettiği hukuksuzlukların başında, Emevi idaresi altında yaşayan gayri müslimlere uygulanan haksız vergileri kaldırmak olmuştur. Vergilerin kaldırıldığı valilere tebliğ edilince bir kısmı duruma itiraz ediyor; “Bütçe gelirlerimiz azalacak, zorluk, sıkıntı çekeceğiz.” diye… Ömer’in cevabı kesin ve net; “Siz Allah’ın emrettiği adaleti uygulayın, gerisine karışmayın. Eğer şikayet ettiğiniz anlamda bir sıkıntı ile karşılaşacak olursak, sizler ve ben ne güne duruyoruz? Bizler ümmetin hizmetkarları değil miyiz? Geçeriz sabanın başına araziyi sürüp, eker, biçer, bu toplumu doyurmaya çalışırız…”
Evet, o Allah’ın hoşuna gidecek adaleti icra etti ve Allah da Zatına yakışır olanı nasip etti. Çok kısa bir zamanda Emevi coğrafyasında müthiş bir bereket hasıl oldu. Müsteşrikler bile şu hakkı teslim ederler; “Halife Ömer döneminde Emevi coğrafyasında zekat verilebilecek fakir kalmadı.” Bu kadar yalın ve basit…
Öyle, inşallahlarla, maşallahlarla olmuyor. İslami bir takım kavramları ağızlarımıza sakız ederek olmuyor. Dinin mukaddes değerlerini meydanlarda hamaset malzemesi olarak kullanmakla da olmuyor.
Dünyanın tüm zenginlikleri ayaklarınızın altına serilse ne olurki? Nitekim bu toplumun sahip olduğu onca ekonomik bakiyeye ne oldu? Satmadığınız bir şey bıraktınız mı? Yaptığınız yatırımlarla bu ülke insanını senelere sari bir şekilde ağır bir borç altında bırakmadınız mı? Elde, avuçta ekonomik üretim yapan hangi değerler kaldı? Yani, hazıra hiçbir şey dayanmıyor. Önemli olan sahip olduklarınıza katma değer katıp çoğaltmaktır. İsraf etmemektir. Haksız edinimlere kapı aralamamaktır. Söyleyin bakalım; bunların hangisini yaptınız veya yapmadınız?
Sizden beklenen at ile deve değil, yönettiğiniz toplumu adil yönetmektir. Güven ve barış iklimini hakim kılmaktır. Hakların birbirine geçmediği bir iktisadi yapı oluşturmaktır.
Bunu yapamadığınız taktirde dünyanın ekonomik rezervleri ayağımıza gelse bile bizlere mutluluk ve saadet sunmayacaktır. Değer skalamızı yukarıya çekmeyecektir.
Dünyanın en müreffeh toplumu mu olmak istiyorsunuz? İşte size Rad 11… yarından tezi yok, hemen reformları ardı ardına icra edin;
-Toplumun tüm kesimleri arasında amasız, fakatsız, çekincesiz adalet sözü verin ve ona munzam adalet reformlarını yapın ve icra edin.
-Ekonomik hasılayı sadece belirli insanlar arasında dolaşan bir meta olmaktan çıkarın. Her bireyin adalet terazisi ile ölçülen payını verin. Adil bir bölüşümü temin edin. Hakların birbirine geçmesinin önünü alın. Helal ve haramı gözetin; kul haklarına girmeyin.
-Toplum yönetiminde ehliyet ve liyakat terazisi kurun. En hassas tartı ölçüleriyle değerlendirip, ölçüp işi ehline verin.
-Katma değer üretenleri taltif edin, ödüllendirin.
-Yanlışı, hatayı karşılıksız bırakmayın. Mükafat ve cezalandırmayı adil uygulayın. Kimseyi kayırmayın.
-Ömer gibi, arınmayı önce kendinizden ve yakınlarınızdan başlatın.
-Toplumun tüm meselelerini, toplum katmanlarının temsil edildiği meclislerde istişare ettirin, müzakere ettirin; akla, ilme, tecrübeye iltifat edin, kıymetlendirin.
-Toplumun kendisini güvende, selamette bulacağı bir siyasal, sosyal, kültürel ve iktisadi iklim oluşturun.
Sayılacak çok şey var ama bunlarla yetinelim.
Söyleyin lütfen, Allah’ın rızasına muvafık hangisine iltifat ettiniz? Yoksa var gücünüzle ve inatla aksini yapmaya devam mı ediyorsunuz?
İnanın, verdiğiniz müjdeyi buruk bir sevinçle karşıladım; bugüne kadar bu kadar ekonomik değeri israf eden yönetiminize nasip olan bu zenginlik, yıllık tüketimimizin 45-50 milyar metre küp olduğunu dikkate aldığınızda, 320 milyar metre küp ne kadar dayanabilecek dersiniz?
Bizden uyarması…