Adalet, Vazgeçemeyeceğimiz Kutsalımızdır

by Fahrettin Dağlı

“Allah’ın âyetlerini inkâr edenler, haksız yere peygamberlerin canlarına kıyanlar ve adalet isteyen insanları öldürenler var ya, onlara can yakan bir azabı müjdele!” (Al-i İmran:21)

Çok ilginç; evvelemirde adaletin mutlak sahibi ve koruyucusu Allah’ın hakkı ve hukuku, ikinci sırada O’nun yeryüzü adaletini gerçekleştirmek için gönderdiği Resulünün ve ondan sonra Peygamberlerin mirasçıları olan adalet davetçilerinin hukuku zikrediliyor.

Malum Yahudiler Peygamberlerine ve onlardan olan adalet davetçilerine aynı muameleye yaptılar. Ve sonradan gelen Yahudiler de bu anlayışı onayladılar ve uygulamaya devam ettiler. Mekke aristokrasisi de Peygamberlerine aynı muameleyi yapmayı istediler. Ve buna munzam suikast planladılar. Arkadaşları da benzer zulümlere maruz kaldılar.

Hak ve adalet duygusunu yitiren kişi ve topluluklar gerçeği ve doğruyu aramak yerine kendi düşünce, saplantı, hırs ve menfaatlerine uymayan her şeyi ortadan kaldırmaya yönelirler, güneşi balçıkla sıvamaya kalkışırlar. Hakikatlere karşı durmakta ve menfaatlerini her şeyin üstünde tutmakta direnen yahudiler bu taşkınlıkta o kadar ileri gitmişlerdi ki, kendilerini aydınlatmak, yanlışlarını düzeltmek ve mutluluk yolunu göstermek üzere gönderilmiş peygamberleri bile öldürmekte tereddüt göstermemişler, kendilerini iman ehli, hatta dindar gibi göstermeye çalışsalar da Allah’ın âyetlerini, elçilerini inkâr ettikleri ve hakikatleri örtbas etmeye çalıştıkları için küfre girmişler ve elîm azabı hak etmişlerdi.

Malum Yahudilik bir ırk ismi değildir, bir sıfattır. Dün olduğu bugün de Yahudileşen topluluklar var. Bu zaviyeden bakıldığında bugünümüzde olup bitenlerin daha iyi manlandırabiliriz.

Kur’ân-ı Kerîm’in bu tasvirine göre, adaleti aramak yerine, güç kullanmakla inkârcılık (küfür) arasında sıkı bir bağ vardır. Esasen âyet-i kerîmede geçen “kefere” fiili de sözlükte “perdelemek, örtmek, gizlemek, yalanlamak” anlamlarına gelmektedir. Öte yandan bazı hadislerde zulüm ve baskı ortamlarında hakikatleri savunabilenler, peygamberler makamını izleyen mertebede gösterilmiştir.

Peygamberlerin mirasçıları olan adalet davetçilerinin ilham kaynağı Kur’an’dır. Mürşitleri ise Hz. Muhammed Mustafa’dır (sav). Adalet davetinin baş mümessilleri olan Peygamberler dahil olmak üzere onların davetini gelecek nesillere taşıyan tüm adalet davetçileri aynı akıbetleri yaşadılar ve yaşamaya devam etmektedirler. Engellerle, zorluklarla, zulümlerle, ekonomik ve siyasal ambargolarla karşılaştılar. Ama onlar yalnız kalmak pahasına da olsalar hakikatten ve adaletten asla taviz vermediler. Ölçüde, tartıda fazlaya ve indirime gitmediler. Adaletin işaret ettiği yerde sabitkadem eylediler.

Şimdi sorarım; Samimi ve ihlasane bir şekilde ‘ben Müslümanım’ diyen insanlardan kim Peygamber makamını izleyen bir mertebede olmak istemez? Kanaatim o ki, gelmiş geçmiş tüm adalet davetçileri de bu aşkın, bu muhabbetin neticesinde bir mücadeleye kuşanmışlardı. Mirasçıları oldukları Peygamberlerin karşılaştığı anlayışsızlık ve duyarsızlıklarla karşılaşmışlardır. Belki canlarına kıyılmamış ama onun yerine fikir ve düşünceleri katledilmeye çalışılmıştır. Manevi ölüm yaşatılmak istenmiştir. Bugün bir avuç insanın karşılaştığı gibi…

Bu mesleğin bir hizmetkarı olmak anlamında müteessir değilim. Tam aksı mesrurum. En azından duam ve niyazım; bizden önceki adalet davetçilerinin mirasçısı olarak yeryüzünde hakkı ve adaleti savunmak, müdafaa etmektir. Elbette bizden öncekilerin yaşadığı gibi bizler de engellerle, küfürle (örtmek, gizlemek, dikkatten kaçırmak anlamında), anlayışsızlıklarla, duyarsızlıklarla karşılaşacağız. Kendimizi kalabalıkların ortasında çok yalnız hissedeceğiz. Bizden önce yaşamış benzerlerimizin hayat hikayeleri bize de teselli oluyor/olacak. Çünkü adalet davetçileri ayni hissiyatla yaşamışlar ve bu diyardan göç edip gitmişler. Ama bu olumsuz gibi görünen hissiyata inat mücadeleye devam… İnanıyor ve iman ediyorum ki, eninde sonunda adalet çağrısı ve mücadelesi galip gelecek, inkarcılar, örtücüler, sihirbazlar, zalimler kaybedecektir. –Allah’ın izni ve inayetiyle-

Pragmatizme, güç ve kariyer edinme hırslarına inat ve halk dalkavukçuluğuna iltifat etmeden ‘emrolunduğu gibi dosdoğru bir hayat yaşamak’; adalet ve haktan yana bir mücadeleye kuşanmak yeryüzünde yaşamanın en anlamlı halidir. Duamız; Rabbim bizi bu hal üzere yaşat ve son nefesimizde de bu hal üzere göç etmeye nasip et… Yeryüzünde şerefli mahluk olan insan için en anlamlı yaşamda budur.

 

Bunları Okudunuz Mu?

Yorum Bırak

This website uses cookies to improve your experience. Accept